AFTER LIFE

After_Life_NetFlix

Sanırım üç dört ay önceydi. Yine Netflix’te ne izlesek diye uzun bir aramadan sonra “After Life” önerisiyle geldi Onur. Adamın karısı öldükten sonra hayata nasıl tutunamadığını, ne kadar acı çektiğini anlatan dram-komedi türünde bir dizi. Biraz ön yargılıydım, böyle bir konudan nasıl komedi çıkar diye. Yine de şans vermek istedim Ricky Gervais hatırına. Ama ilk sahnelerden pes ettim, beni depresif yapacağını düşündüm ve bir bölümünü bitiremeden bıraktım. Aradan zaman geçti ama dizi aklımda hep. Baktım ikinci sezonu yayında. Onur’a dedim hadi izleyelim ilk sezonu ama o bitirmiş tabi, benim izleyemeyeceğimi düşünüp. Bozuldum. Sanki aramızda bir anlaşmayı bozmuş da bana ihanet etmiş gibi hissettim, ne komik!  Neyse o zaman bari dedim ben de ilk sezonu bitireyim de beraber ikinci sezona başlarız. Bu motivasyonla oturdum ekranın karşısına, bir gecede bitirdim ilk sezonu.

Nasıl izledim? Sarsılarak. Ağlayarak. Gülerek. Ağlarken gülerek. İnsan acı çekmekten keyif alırsa keyifle izledim de diyebilirim. İzlemek isteyenler olabilir diye ayrıntılara girmeyeceğim. Peki, bu dizi beni niye bu kadar sarstı? Evet ben zaten çok duygusalım, çok kolay ağlarım, ağlamak için yer ararım ama sorumlu ya da sorunlu sadece ben değilim bu sefer 🙂 İnsanın kalbine kalbine dokunuyor bu dizi. Bunu yaparken de o kadar doğal ve yalın bir şekilde yapıyor ki, çekip alıyor size içine ve kapılıyorsunuz. Çok güzel yaşanmış bir ask, sonrasında kocaman bir yalnızlık ve haklı bir isyan. Ya diyorsun bu ben de olabilirdim, olabilirim! Orada zaten ipler kopuyor; izlediğin bir kurgu değil de senin hayatınmış, hayatın olabilirmiş gibi izlemeye başlıyorsun. 

after life 2

Şimdi, buradan nereye varıyorum? Hayat bazen kısa bazen de uzun gelebiliyor, neresinden ve nasıl baktığına bağlı. Ama önemli olan nicelik değil nitelik; süresi ne olursa olsun, kendin için ne kadar anlamlı bir hayat yaşadığın. Hayatın hızına, entrikalarına, inişlerine, çıkışlarına, girdaplarına kapılıyoruz ve asıl önemli olanı ıskalıyoruz. Sevgi, mutluluk. Sana mutluluk veren sevgilerin var mı hayatında? Esin olabilir, partnerin olabilir, çocuğun, arkadaşın, kedin, köpeğin, çiçeğin, yuvanı kiminle paylaşıyorsan, hayatında kimlere yer veriyorsan, o veya onlar veya sadece kendin. Senin içinde, hayatında sevgi varsa sıkıntılar gelip geçiyor zaten. O sevgi sana hayatı anlamlı kılıyor; güç veriyor; zoru kolay yapıyor; güzeli fark etmeni sağlıyor. Dur ve bir nefes al (Covid günlerinde rahatça yapabileceğimiz bir eylem); sevgini sahiplen; farkına var yaşadığın şeyin ne kadar sana özel ve değerli olduğunun. Ve erteleme! Yakın zamana kadar mutluluğun koşullu bir duygu olduğunu sanıyordum ve hep bir kabarık koşullar listem vardı mutlu olmak için. Bunun böyle olmadığını, mutluluğun bir duygudan öte bir durum, kişinin hayattaki duruşu olduğunu öğrendim, sonunda! Kimileri doğuştan bu mutluluk durumuna sahip olarak doğuyor, ne güzel. Ben onlardan değilim, geç öğrendim mutlu olmanın koşulsuzluğunu.

Yaşadığımız tek gerçek anlamlı an şu an, ne geçmiş ne gelecek. Çok duymuşsunuzdur bunu ama öyle. Tabi ki geçmiş durup dururken aklımıza takılacak; pişmanlıklar, hayal kırıklıkları arada yoklayacak ama onları içimizde çok tutmadan, geldikleri gibi gitmelerine izin vermek lazım. Gelecek kaygısı da yoklayacak elbette. Ben plansız yasayamam mesela. Günlük, haftalık, aylık ve yıllık planlar vardır hep kafamda. Burada önemli olan esnek olabilmek. Değişen koşulları kabullenip yapılan planları esnetip değiştirebilmek gerekiyor. Geldik su “an”a. Su anda yapılacak tek şey farkına vararak tadını çıkarmak. Hiç spiritüel biri değilimdir ve bir şeyler moda olduğu zaman beni rahatsız eder ve ona ilgi duymam, uzaklaşırım. Son zamanların modası “Mindfulness”, farkında olarak, anı yaşama becerisi. Moda ama bilimsel olarak kanıtlanmış, inkâr edilemeyecek psikolojik ve fizyolojik yararları var. Hayatımı tam olarak böyle yaşıyorum diyemem çünkü bu bir beceri ve pratik yaptıkça gelişiyor. Şu an elma yiyorum, ne kadar da lezzetli bir elma bu, bunun farkına varıyorum şimdi aşamasına gelmedim mesela, gelir miyim ya da o kadarına gerek var mi bilmiyorum 😉 Yaklaşık bir buçuk yıldır ayrı bir günlük tutuyorum, gün içinde mutlu olduğumu hissettiğim anları yazıyorum (“Gratitude Journal”, Türkçesi Şükür Günlüğü sanırım). Beynimiz, bizi tehditlere karşı korumak için olumsuzları bulup fark etmek üzere gelişmiş. Bu nedenle olumlu olanı görmesi için beynimizi eğitmemiz gerekiyor. Bu günlük bana refleks ve farkındalık kazandırdı. Gün içinde daha önce dikkat etmediğim şeylere dikkat edip, onlardan duyduğum mutluluğu fark etmemi sağladı. Sürekli negatifi arayan beynime, bir dur güzel şeyler de var etrafında demeye başladım. Alışık olduğum için, öyle olmasının normal olduğunu bildiğim için fark edip keyfine varamadığım şeyleri fark etmemi sağladı, sağlıyor. 

Ne sonuç çıkar bu yazıdan? After Life izleyiniz. Seviniz. Sevginizi fark ediniz. Mutlu olmayı ertelemeyiniz. En anlamlı en kıymetli olan yaşadığınız anı ıskalamayınız. Farkına varınız, kucaklayınız ve içinize çeke çeke yaşayınız. Sevgiyle kalınız!

Not: Dizide çok şaşırtıcı karakterler var ve her biri ayrı renk olmuş. Ayrıca dizinin müzikleri de harika. İzlerseniz mutlaka dikkatinizi çekecektir.

 217 Kez Okundu

What's Your Reaction?
DAHA ÇOK YAZ
31
NEEE?
0
OFF
0
VAY BE!
5
View Comments (2)
  • Ne kadar güzel ifade etmişsin dizinin çıkarımlarını, ben de izledim ve su gibi akan ve beğendiğim bir diziydi, ama senin ifade şeklin bambaşka boyutlara taşıdı şuan düşüncelerimi 😌❤️ ellerine sağlık 😘

  • Çok güzel,çok etkileyici bir yazı olmuş.Tebrik ediyorum ve devamını diliyorum👍👏👏😍

YORUM YAP

E-Posta adresiniz hiçbir yerde gösterilmeyecektir.