EN ÇOK ANNE OLMAYI SEVDİM

Kedi Camasir Zeynep A. Talu-Balci

Sene 1999. Dışarıdan baktığında özenir insan hayatıma.

Gencim, inceciğim, güzelim, Türkiye adına yurt dışında fuar yapma yetkisi olan 14 şirketten birisinin sahibiyim.

Güzel İzmir’in 1. Kordon’undaki home ofisimde denize bir taş atımlığı mesafede yaşıyorum.

Yaşıyorum ama, yaşıyor muyum?

İçimde aşamadığım bir mutsuzluk, dolduramadığım bir boşluk.

O canım deniz manzaralı penceremin önüne oturuyorum, denize bakıyor, gözlerimden istemsizce akan yaşları siliyorum.

Neye ağladığım da belli değil. Öylesine ağlıyorum. Elimde değil.

Bir yandan da, Allah’ın gücüne gidecek diye korkuyorum ve af diliyorum bu aşamadığım mutsuzluğum için. Öyle ya, şükretmek için pek çok sebebim varken, ben sanki minnet duymuyormuş gibi ağlıyorum.

Bu günlerden birgün, geçtiğim bir gecekondu mahallesinde çamaşır ipine asılı bebek kıyafetleri görüyorum. Rüzgarda savruluyor, etrafa mis gibi sabun kokusu yayıyorlar.

Nasıl özeniyorum. O an sahip olduğum her şeyimi verebilirim. Eğitim, kültür, iş, para, pul, hiçbirisi umurumda değil, hepsini verip, o hayatı alasım var.

O tahta kapı ve minik pencerelerin ardında nasıl bir yaşam sürdürdüğünü dahi bilmeksizin, o derme çatma gecekonduda yaşayan anne ile yer değiştirmeye hazırım.

O an sanki hayatımın ilk gerçek anı.

O an sadece nerede nasıl huzurlu yaşıyorsam, orada o şekilde yaşamayı diliyorum.

Çünkü geri kalan her şey anlamsız aslında.

Tam 8 sene sonra, bir tarafa pembe, bir tarafa da mavi bebek kıyafetlerini asarken buluyorum aradığım o huzuru. Hayatımın anlamını. Manasını.

Ben bu hayatta ne kariyer, ne para, ne başarıyı sevmedim anne olmayı sevdiğim kadar.

Çamaşır ipinde asılı gördüğüm o bebek kıyafetlerinin üzerinden 21 sene geçmiş. Benim minicik bebeklerim büyümüşler, 12 yaşında birer küçük insan, benim sırdaşlarım, can yoldaşlarım olmuşlar. O dileği dilediğim güzel İzmir’den tam 9,627 km ötede dünyanın diğer ucunda, Miami’de yaşıyoruz artık. Huzurum da mutluluğum da, iki yavrumun yanaklarında ve gıdılarında saklı.

Dünyada bir karmaşadır gidiyor şu Covid-19 günlerinde. Amerika’da rakamlar daha bu seviyelere gelmeden evinin eşyalarını bir depoya koymak suretiyle Türkiye’ye dönen arkadaşım oldu. Biz hala bakıyoruz, naparız, ne ederiz.

Çokta detaya girmeksizin, kafam karışık diyebilirim size.

Mevcut durum yetmezmiş gibi, bir de yaşadığımız binada bir dış cephe tadilatı yapılıyor ki, gün boyu betonları kıran o hiltilerin sesleri ve vibrasyonlarından insan gecenin bitip günün başladığına pişman oluyor. O kadar yani.

İşte tam da bunları düşünürken, bu sabah kendimi 21 sene önceki dileğimi tekrarlarken buluyorum. Nerede, nasıl, mutlu ve huzurlu oluyor isek, orada o şekilde yaşamayı diliyorum.

Bir zamanlar küçük oğlum bana benim onun evi olduğumu söylemişti. Onu karnımda taşıdığım için dünyanın neresinde olursak olalım, nerede yaşarsak yaşayalım, benim onun evi olduğumu söylemişti.

Yavrularım da benim evim.

Ben bu dünyada en çok anne olmayı sevdim.

Doğuran, doğurmayan, bebek isteyipte henüz sahip olamayan tüm annelerin, tabii ki de kedi ve köpek annelerinin de, bu özel günlerini kutluyor, sevgiyle kucaklıyorum. Dilerim ki nerede nasıl mutlu ve huzurlu yaşıyorsanız, orada o şekilde yaşarsınız bu hayatı.

 249 Kez Okundu

İLK YORUMU SEN YAP (0)

YORUM YAP

E-Posta adresiniz hiçbir yerde gösterilmeyecektir.