MEĞER NORMAL DÜZENMİŞ RUHLARIMIZI TÜKETEN

Pinar Ozyigit Fikir Annesi

20 Mayıs günü ilk adım olarak açılan ekonomi ve işyerleri uygulamaları kapsamında bir nebze de sosyal hayata geri adım attık, iki hafta önce.

Sabahları iş için evden çıkma, birileri ile görüşme, konuşma gibi rutinler başladı.

Tabii ki hiçbir şey eski yoğunluğunda değil, okullar kapalı, işyerleri slow motion çalışıyor ancak…

Ancak, yine de son 14 gün içinde fark ettim ki rutin dediğimiz normal ne yorucuymuş meğer.

Sabah belli bir saatte kalma, bir şeyleri yapma zorunluluğu, takip etme zorunluğunu, koşturma, oraya buraya yetişme, gibi normalde bizi ayakta tutuyor dediğimiz şeyler öyle zor geldi ki. Çalışmak güzel şey diye kendi kendimi motive etmeye çalışsam da, ah bir an önce rutine donelim diye iç geçirsem de tarif edemiyorum öyle zor geldi ki bana bu son 14 gün.

Aralıksız 75 günü evde geçirmiş biri olarak konuşuyorum.

Uyum zor. Normale dönünce, insan içine çıkınca uyum zor. Çok zor.

Ayin 20’sinden beri kişisel gelişime ve kendime gösterdiğim bireysel değere sanki bir anda ara vermiş oldum. Günlük meditasyonu, kendi kendime kalma zamanımı istemeden neredeyse sıfıra indirdim. Kaybettiğim 75 günlük iş açığını kapamak için çalışmak istediğim halde korkunç bir konsantrasyon kaybı yaşıyor halde buldum kendimi.

Ne büyük lüksmüş meğer sabah ne giyeceğini düşünmeden kalkıp aynı şeylerle tüm gün dolaşabilmek. Ne büyük bir ayrıcalıkmış kendi halinde olduğun gibi görüşebildiğin arkadaşlarınla canın ne zaman ne şekilde isterse FaceTime’a zaman ayırabilmek. İstediğin gibi izlemek, okumak, boş boş zaman geçirmek.

Düşünüyorum da, boş vakit adı altında kendi kendimize geçirdiğimiz zaman, aslında bize kitaplarda, kişisel gelişim derslerinde, mantralarda, günlük yapmamız gereken pratik bireysel çalışmalarda anlatılanların temeli. Hayatı boyunca eşşekler gibi çalışmış bana, uzun yıllardır tatil yapmadım diyen bana öyle iyi gelmiş ki bu zaman aslında.

Yıllar önce okuduğum bir makale, sanırım Harvard Business Review’de bir makaleydi, diyordu ki, bir haftalık bir tatil, tatil değil aslında. İnsan beyni bir hafta on gün gibi süren tatillerde daha tam tatile ve dinlenmeye odaklanmadan beden işe geri dönmek zorunda kalıyor. Çünkü yeni sürece ve dinlenmeye öyle hemen pıt diye adapte olmuyorsun, 7 günde ancak işi ardında bırakıyor, kaygıyı ve bıraktığın sorumluklarından kurtuluyor, bedensel ve zihinsel olarak dinlenebilecek hale geçişe hazır oluyorsun. Diyelim ki ikinci 7 gün dinlendin ve mental olarak geri dönüşe hazırlanmak da bir 7 gün alsa ideal tatil yoğun çalışan bir bir insan için aslında 21 gün oluyor. Bunun öncesinde verilen aralar adı kaçamak olan takılmalar. Hatta çoğu zaman daha da yorgun halde çoluk çocuk eve dönüşü düşününce, her tatil dönüşü beni iş yerine masama bağlayın tatile falan gitmek istemiyorum derdim hep.

Şimdi Covid psikolojisine geri göndersek. Bu 75 gün bana şu kaç senelik ömrümde ilk kez aralıksız bu kadar zaman ara verdirtti. Tabii ki durmadım çalıştım ama heyecan veren, evden yapabildiğim şeyler oldu bunlar. Giyinme, hazırlanma, yetişme kaygısını sadece kendim yaşadığım projeler. E dünyanın hali de belirsizdi, her şey doğal olarak stop etti. Para kazanma ve ödeme yapabilme baskısını tüm insanlık olarak bir süre askıya aldığımızda bu süreç bize önemli olan başka şeyleri gösterdi. Sağlık, aile, huzur, aç kalmamak, güvenli bir evde yaşamak, korkmadan uyuyabilmek gibi değerlerin önemini bir kez daha ortaya çıkardı. Bilmiyorum ama çok travmatik olan bu kapanma zamanı belki de iyi geldi ruhlarımıza. Belki de meğer normal sandığımız düzenmiş ruhlarımızı tüketen aslında.

Şimdi dönüp bakıyorum da,

O 75 gün ne de güzelmiş aslında.

Meğer o 75 gün ne kadar şikayet etsem de öyle iyi gelmiş ki bana. Ne de güzel beslenmişim. Ne de güzel dinlenmişim meğer. Öğlen uykuları nasıl gerçekten lazımmış cidden. Sevdiklerinle uzun uzun konuşmaya zaman ayırabilmek.

Okuyabilmek. Öğrenebilmek. İzlemek. Sadece bedenimi değil ruhumu da öyle beslemişim ki son iki gündür işte bu nedenle isyan ediyor ikisi de bana.

Demek istiyorum ki, bu kadar zaman eve kapandıktan sonra, benim gibi sanki işi Cuma günü bırakmışsınız da Pazartesi geri dönüyormuşsunuz gibi yapmayın. Bebek adımları ile, yavaş yavaş rutine dönün. Öyle aman be bunaldım döndüm deyince dönülmüyor. Siz isteseniz de mental dengeniz istemiyor.

Yani başlangıçta olduğu gibi rutine dönmek de bir düzende olması gerekiyor. Aksi halde tam da şu an yaşadığım gibi -bana bişey oluyor, evde olmalıydım, bahçemde olmalıydım, şimdi şunu yapardım, çocuklar ne yapıyor bizsiz, bunu sulamadım, şunun saksını değiştirmedim, kitap okumadım çok kötü hissediyorum, sardunyalarım bana küstü mü, – gibi manyak düşüncelerin kanınızı emip, sizi kemirmesine, şahit olabilir, yataktan çıkmak istemeyen bir bedene “hadiiii leynnn” diye sabah motivasyonu yaparken kendinizi bulabilirsiniz.

Not.1 // Türkiye’de yaşayan arkadaşlarım, hafta sonunun keyfini çıkarın, yatın uyuyun, izleyin, okuyun, demedi demeyin arayacağız bu zorunlu dinlenme günlerini.

Not.2 // İkinci dalga geliyor. Güldür güldür geliyor. Hepimizi uzun ve evde bir kış bekliyor. O nedenle hobi malzemelerimizi, yünleri, ipleri, kitapları ve kışı nasıl değerlendireceğimizi şimdiden planlamak gerekiyor.

Herkese evde ama keyifli bir hafta sonu dilerim!

 669 Kez Okundu

What's Your Reaction?
DAHA ÇOK YAZ
14
NEEE?
2
OFF
4
VAY BE!
2