ÖNYARGISIZ ÇOCUKLAR

fikir-annesi-onyargisiz-cocuklar

SINIRLARI OLMAYAN DÜNYADA ÖNYARGISIZ ÇOCUKLAR YETİŞTİREBİLMEK

Amerika’ya on yıl önce eğitim için gelmiştim ve geri dönmeyi planlıyordum. Buraya yerleşmek aklımın çok uzak bir köşesinde, ara ara sesini çıkarıyor ama ben kafamdaki sesi duymuyor, duysam da kendimi burada kalmamak için ikna etmeye çalışıyordum. Sevdiklerimden bu kadar uzakta yaşayamazdım sonuçta. 

En büyük şansım, en baştan beri bu yolda benimle yürüyen biri vardı yanımda. Beraber başlamıştık göç hikayemize ve ikna olup, devam etmeye karar verdim. Çok şey oldu bu on yılda. Hayal kırıklıkları, şaşkınlıklar, sevinçler ve sanırım en önemlisi yeni başlangıçlar. 

İki yeni hayat katıldı aramıza bu sürede. Kızım beş, oğlum üç yaşında şimdi. Yurtdışında çocuk yetiştirmek, normalde kafa yormayacağımız şeyler üzerinde düşünmemize ve kararlar almamıza neden oldu. En baştan, çocuklarla Türkçe konuşmaya karar verdik. Nasılsa İngilizceyi okulda öğreneceklerdi. Kızım üç yaşındaydı yarım gün kreşe başladığında. Erken konuşmaya başlamıştı ve çok da güzel Türkçe konuşuyordu. Hatta o zamanlar endişe ediyorduk İngilizce öğretmediğimiz için. Okula başladıktan sonra bir ay bile sürmedi çözmesi. Şu an çocuklar kendi aralarında neredeyse hep İngilizce konuşuyorlar. Benimle konuştuklarında ben Türkçe cevap versem bile onlar İngilizce devam ediyor. Ama yılmak yok! Bu aralar kızım Türkçesini bilmediği kelimeleri soruyor, öğrenmek istiyor, mutlu oluyorum.

Aralarında oynarlarken onları izlemekten keyif alıyorum ama aksanlı Türkçeleri ve anadili gibi İngilizceleriyle yabancı geliyorlar bana. Kafam takılıyor. Benim büyüdüğüm kültüre ve dile yabancı büyüyorlar. Büyüdüklerinde, beni duygulandıran şeyler onlara pek anlam ifade etmeyecek. Akdeniz’i özlemeyecekler mesela benim kadar. Türkü dinledikleri zaman içlerine işlemeyecek mesela benim kadar. Onları Cadılar Bayramı heyecanlandıracak. Christmas’ı dört gözle bekleyecekler. Ama olsun önemli olan bizim aile olarak gelenekselleştirdiklerimiz diye düşünüyor ve rahatlatıyorum kendimi. 

İngilizce konuşmalarından başka bana yabancı gelen fakat beni mutlu eden daha çarpıcı bir şey fark ettim. Çocuklarımın önyargısız oluşları. Bütün çocuklar öyle. Bu durum ülkeden ülkeye fark etmiyor. Biz öğretiyoruz, kendi yargılarımızı ekiyoruz çocuklarımıza ve filizlendiriyoruz. Şimdiye kadar tekerlekli sandalyede olan, çekik gözlü olan, siyah olan, kahverengi olan, kısacası kendilerinden fiziksel olarak farklı kişiler gördüler ama bana hiç sormadılar, bu insanlar neden bizden farklı diye çünkü çocukların gözü farklı görmüyor onları. Teni siyah olan arkadaşından bahsederken adını söylüyor, onu rengiyle tanımlamak aklına gelmiyor çünkü bunu bir farklılık olarak görmüyor, böyle bir algısı yok. 

Peki hepimiz böyle dünyaya geliyorsak, ırkçılık nasıl var oluyor?  Neden bize ötekileştirmeyi öğretiyorlar? Kim öğretiyor? Mümkün olsa da bu öğrendiklerimizi unutsak, ne güzel olurdu.  

Benim büyüdüğüm evde olmadı hiç böyle ayrımcılık öğretileri. Belki de Türkiye’deki azınlıklardan olduğumuzdandı. Bilmiyorum. Tek bildiğim ben hiçbir zaman anlamadım din, dil, ırk, ten rengi ayrımını ve milliyetçi duyguları. Ben bu bedende, bu coğrafyada doğduğum için böyleyim. Başka bir coğrafyada da doğabilirdim. Bu bir insana ayrıcalık tanımak ya da onu ötekileştirmek için bir neden olabilir mi? Akılcı bir yaklaşım mı?

Sanırım sorunun başladığı yer içimize, aklımıza ekilen tohumlar; önyargılarımız. Diyelim ki tohumlar ekildi, filizlendi, büyüdü. E biz de büyüdük, aklımızı kullansak ya. Bize öğretilenleri unutup, hiç öğrenmemiş halimize dönemeyiz belki ama sorgulayabiliriz. İnsanları dinine, dinsizliğine, ırkına, rengine göre yargılamak yerine (çünkü yargılarımızın içinde önyargılarımız var!), önce onlara şans verip, onlarla zaman geçirip tanımaya çalışabiliriz. Sonuçta tanımadığımız biri hakkında nasıl yargıya varabiliriz? 

Ne zaman ki coğrafya sınırlarına bakmaktan, ona göre yargılamaktan vazgeçeriz; tek bir Dünya var ve bu Dünya hepimizin evi düşüncesini benimseriz, o zaman içimizde güzel ve rengarenk çiçekler filizlenmeye başlar. 

Evet, benim büyüdüğüm kültüre ve dile uzak iki yabancı yetiştiriyorum ama içime sine sine yetiştiriyorum. 

Kendi aile geleneklerimizi, kültürümüzü yaratarak, kendilerini güvende ve mutlu hissettikleri aile aidiyetini kurmaya çalışıyorum. Elimden geldiğince eşit ve adil bakan gözlerini kör etmemeye çalışıyorum. Onlar değer yargılarını oluştururken, onları önyargılardan uzak tutmaya çalışıyorum. 

Etraflarında olan her şeyi sorguluyorlar. Beni sorguluyorlar, bayılıyorum. Ben bu meraklarını yüreklendirmeye çabalıyorum. Varsın beni sorgulasın, aklına yatmayanı yapmasın. Umuyorum ki kendi doğrularını inşa ettiklerinde, onlara sahip çıkacak güçleri ve inançları olacak. Umuyorum ki önyargılardan uzak, ahlaklı, vicdanlı, doğaya ve tüm canlılara duyarlı, iyi bireyler olacaklar.

 139 Kez Okundu

What's Your Reaction?
DAHA ÇOK YAZ
17
NEEE?
0
OFF
0
VAY BE!
2
View Comments (2)
  • Ellerine,yüreğine sağlık bitanem🙏🏻Ne güzel ifade etmişsin duygu ve düşüncelerini❤️🧿Sen hep böyle güzel şeyler yaz ve biz bir solukta okuyalım güzel kızım👍🏻👏🏻😘

  • Denizcim harika yazmissin. Yine cok guzel ifade etmissin, ayna tutmussun hislerime. Bir konuya deginmek istiyorum. Mesela benim buyuk oglan cok sorar bu konuyu, onun ten rengi neden boyle, neden bu adamin ayagi yok gibi. Bu tur sorulara cevap verirken de cok dikkat etmek gerekiyor bence, cunku iste o onyargi tohumlari bu cevaplarla atiliyor biraz da.
    Bir sonraki yazini heyecanla bekliyorum.

YORUM YAP

E-Posta adresiniz hiçbir yerde gösterilmeyecektir.