ANLATINCA GEÇMESE DE HAFİFLER

pinar-ozyigit-01

Başlayalım.

Buraya geldim geleli bıraktım kendimi. Anlamak zor belki. Hani insanlara kolay geliyor. Vallahi billahi kolay geliyor.

“Ohhhh gittiniz Amerika’ya hayat ohh-la-la” Duydum bunu.

“Ohhh kaçtınız kurtuldunuz” dedi biri. Duydum bunu da.

Nereden, neden, niye kaçtık ki biz bu arada? Kendimize hiç kaçıyor muyuz diye sormadık biz. Sadece gittik. Kırıldık bişeylere. Sisteme. Eğitime. Umutsuzluğa. İstikrarsızlığa. Anlık değişimlere. Olan bitenlere. Olmayıp bitmeyenlere. Bir sürü başka başka şeye.

Ama bunların yanı sıra “nasıl yaptınız nasıl cesaret ettiniz” diye soranı da duydum. “Helal olsun” diyeni de duydum. “Ne cesur hareket” diyeni de.

Önce arkamızdan şaşkınlıkla konuşanların sonra toplantılarda “ulan ne vizyonist hareket yaptılar be” dediklerini de. Güldük sadece, ha sevindik bir de, şükür be takdir gördük sonunda diye.

Zor. Kolay değil. Hiç değil. Doğmuşsun. Büyümüşsün. Öğrenmişsin. Yaşamışsın. Koklamışsın. Aşık olmuşsun. Başka bir dünyada sen, sen olmuşsun.

İçine çektiğin hava. Yediğin yemek. İçtiğin su başka. Arkadaşların. Alıştıkların ve alışkanlıkların orada. Sen burada.

Hele anne, babaysan işin daha zor. Almış çocukları gelmişsen bin kat daha zor. Zaten anne olmak bilmediğin bir dolu konuyu öğrenmeye çalışmakken, o durumda ülke değiştirmek daha da zor oluyor. Burada milyon tane bilmediğim yenilikle yüzleşirken bildiğim tek şeyden bir kez daha emin oldum, annelik babalık zor iş kardeşim. Travmatik bir iş. Kaotik bir manyaklık. Felsefesi oturmamış bir durum. Parçalar eksik. Tam değil. Bütünlük yok. Stabil pozisyon alma ihtimalin yok. Ne yaparsan yok. Nerde olursan ol yok. Sittin sene yok. Bu anlatmaya çalıştığım şeyin tarifi yok.

Ve her konuda olduğu gibi anne baba olduğunda da iş seçimlere kalıyor. Ya rahatı seçeceksin kendini özgür bırakacaksın, saldım çayıra mevlam kayıra moduna geçeceksin. Veya adayacaksın bütününü, kanınla, canınla, kemiğinle, kendini yok sayıp, büyüklerimizin çok ama çok güzel dediği gibi ……. davası olmaz modunda Nirvana’ya ereceksin. -Ki bu son 5-6 yıldır ben oluyorum.-

Nirvana’ya henüz eremedim. Kısaca denemeyin. Erilmiyor. Kesin bilgi.

Sözün özü, ben bu yeni hayata adım attığımdan beri arasını bulamadım.

Kendimi, isteyerek, kendi rızamla, kendi ellerimle, tüm benliğim ile hapsettim. Kilitledim. Kapadım.

Ruhumu bir sandığa kapayıp, üstüne ağır ağır yorganlar, yüklükler sıraladım. Hem de o yeni hafif yorganlardan değil, özellikle ağır olsunlar diye yun ve pamuk yorganları yığdım. O muhteşem yorgancıların, el emeği, göz nuru ile diktikleri gibi, çevresi bembeyaz pamuk, üstü rengarenk ipek/saten, Chanel dokulu yorganlar gibi. Önce boydan ikiye, sonra usulüyle uçe katlanan yorganlar gibi ağır olanlardan bahsediyorum.

* Bu arada ben o meşhur Chanel dokunun da tamamen Türk yorganlarından çıktığına inanıyorum bu ayrı bir yazı konusu olsun.

Sandığa geri dönersek, e pek tabii yeni hayatın yan etkileri de getirdi bişeyler yığdı. Ve o sandığın üstündeki ağırlık, ağırlaştıkça ağırlaştı. Arttıkça arttı. Sandığın üstüne yapıştıkça yapıştı. Reçine gibi oldu. Bal sakızı gibi oldu.

İttirdim arada çıkmak için. Çıkamadım.

Ellerim yetmedi ayaklarımla ittirdim. Yapamadım.

Ters döndüm sırtımla ittirdim olmadı. Sallamaya çalıştım kıpırdamadı.

Sanki ben ittikçe ağırlaştı. Ben ittikçe adeta yere gömülmeye başladı.

Dışı rengarenk çiceklerle süslü o sandığın içinde sıkıştım. Kapandım. Oturdum. Kaldım. Çıkamadım.


Baktım olacak gibi değil. Buraya gelirken zorla, ısrarla, ite kaka sakladığım içimdeki üç kadın düştü aklıma. Onlarsız olmayacak bu iş dedim. Soktum ellerimi göğsüme, çıkardım aldım üçünü de avuçlarımın içine.

Öpe koklaya sandığın diğer köşelerine oturttum. Hani sanki cezalılar gibi oturdular öylece. Değillerdi aslında. Onları ben susturmuştum. Susun demiştim. Konuşmayın. Aklımı karıştırmayın. Başıma iş çıkarmayın. Bana bu yalnızlık lazım.

Adı Hayal olana sus demiştim önce. Konuşmasını yasaklarken. Asla demiştim, asla konuşma, asla yaklaşma yanıma.

Adı Yazı olana dur demiştim. İki göğsümün arasında güm güm güm çarpan, ilham veren, birinci beynimin o olduğuna inandığım, yüreğime dokunan, bedenim yerde otururken ruhumu alıp gökyüzüne fırlatabilme gücüne sahip olan Yazı’yı da saklamıştım. Girmek istememişti, gitmek istememişti, zorla sokmuştum içeri, dur demiştim. Dur. Orada öylece dur. Yalvarırım sana.

Peşinden sıra İlham’a gelmişti. Bak, demiştim ona da, küsme sakın ha bana. Ama bu zaman lazım bana. Belki çok yüklendim sana. Gel dinlen azıcık şurada. Ama tutucam elini ara sırada. Tamam mi? Lütfen, ama lütfen bozulma bana.


Çıkarınca hepsini, baktim ki göz göze bile gelemiyoruz. Bakıyoruz birbirimize, kafamızı çeviriyoruz. Dördümüz de ne yapacağımızı bilmiyoruz. Her birimiz ayrı köşede. Öylece duruyoruz.

Ben sandığın içinde bir köşede, Yazı-Hayal-İlham diğer üç köşede yaşadık uzunca süre. Bazen kıpırdaştılar, şişşşt dedim. Bazen dile geldiler, ben direndim. Bazı gunler dinleyesim geldi, hadi dedim. Sonra vazgeçtim. Bir gece ben istedim, onlar istemedi. Sonra onlar hep geldi ben daha değil diye beklettim. Öyle böyle derken uzun, upuzun bir süre geçti.

Kısaca; burada, yeni dünyada, doğurduğum çocuklar büyürken, ben küçüldüm. Dışı gibi içi de güzel, rengarenk kağıtlarla kaplı o sandığın içinde gün geldi nefes bile alamadım. Gün geldi anahtar deliğinden dışarıyı kokladım.

Gözümün gördüğünce, elimden geldiğince o küçücük sandıkta Hayal, Yazı ve İlham’ı izledim. Zaman geçtikçe, birbirimize baktığımız anlar çoğaldı. İçime işledi o anlar ama beni rahatlatırken kalbimi de kanattı.

Birbirimize dokunmadan ama birbirimizden göz bebeklerimizi bir saniye bile ayırmadan zaman geçiriyoruz şimdi. Düşünüyoruz nasıl bütünleşiriz yeniden, nasıl yazarız, nasıl coşarız yeniden diye.

Ufak tefek denemelerle başladık. Sarılmaya, öpüşmeye, kıkırdaşmaya. Gözle değil sözle de konuşmaya. Benimkiler zilli. Etekleri zil çalıyor. Başladılar bile fısıldamaya geceleri kulaklarima yine. Neşeyle. Sevinçle. Başucumda not defteri tutuyorum ki unutmayayım. Geleni eskisi gibi anında karalayayım.


Geçen hafta sonu ise buna bir son vermem gerektiğini anladım. Anladık yani. Hep elimi tutan kocam sayesinde. Aldı elimi eline yine. Kaç sene oldu dedi. Uyumu mu kaldı artık? Delirme. Senin korkuların bunlar çocukların korkusu yok, manyak mısın otur da bir uzaktan izle.

Bak dedi. Sen yalnız kaldın dedi. Kapadın tüm kapılarını bir adak gibi adadın kendini dedi. Oldu mu bu? Dedi. Baksana onlara, burada doğmuş gibi değiller mi? Dedi. Daha bir sürü şeyi tane tane soyledi.

Aldı zihnimdeki herşeyi tek tek bir duvardan ötekine savurdu. Sen yalnız kaldın dedi yeniden. Çok biriktirdin dedi. Yazmayı. Kendini. Çok ihmal ettin dedi.

Yazmanın sana ne iyi geldiğini bile unuttun dedi.

Senin yazmanın sadece sana değil başkalarına iyi geldiğini de unuttun dedi.

Verdigin enerjiyi alıp rüyasında seni gören okurlarınla kurduğun bağı ve seni bu paylaşımların beslediğini de unuttun dedi.

Doğru dedi.

Bir baktım benimkiler imali imalı bakıyor bana, kafa sallıyorlar, kaş kaldırıyorlar, mimikler yapıyorlar, dudak büküyorlar, mesaj veriyorlar oturdukları köşeden “adam haklı” diyorlar adeta. “Adam yine haklı”

Düşündüm de, ne güzel şeyler yaşamışım ben hayatımın versiyon 1’inde. Dünyanın en iyi dostlarını, en şahane deneyimlerini edinmişim canım ülkemde.

İşte o an. Söz verdim kocama. Söz verdim kendime.

Yattım sandığın içine. Sırtımı dayadım yere. Kaldırıp ayaklarımı tepeye, ittim tüm gücümle bu kez. Kanata kanata kalbimi, açtım kendimi kitlediğim sandığı.

Önce kızları kaldırdım köşelerinden. Hadi dedim. Yetti be. Ama yardım lazım önce bir doya doya hasret giderelim. Bi sizi hissedeyim iliklerimde. Kemiklerimde.


İşte bu yüzden yazıyorum bu yazıyı. Yazmayı ne çok özlemişim hatırlayayım diye. Burnumun direği sızlaya sızlaya özlediğimi itiraf edeyim diye. Writer Block modundan çıkmak için, direnme gücü bulabileyim diye.

Mood: Rebel / Girl Mood: Survivor / Mood: Resist / Mood: Marcher

Hani ilk kitabini yazınca genelde ikinci zor çıkar ya. Bu da benim bir nevi Life 2.0 versiyonum işte. Göreceli olarak Self-Sabotaj bölümünden Self-Kurtuluş kısmına geçiş olayı.

Kendim için ama sadece kendim için bişey yapma planı.

Binlerce gün oldu burada. Oturdu düzenimiz artık bir şekilde. Şimdi birazcık ben zamanı. Hadi kalk deme zamanı. Sıra sende. Bak neleri hallettin, neler becerdin, düşe kalka neler öğrendin demenin vakti.

Haydi kızım, Amerika’ya gelir gelmez kaybettiğin babanın gidişinin yarattığı travmadan kurtulma zamanı. Ağlamak için oturduğun o mavi koltuğun köşesinde yapışıp kalan ruhunu oradan kaldırma zamanı. Hatta o koltugu kaldırıp atma zamanı. Dizlerindeki kollarındaki yaraları silme, ilaçlama, iyileştirme zamanı.

Şükretmene neden olan bin tane şey var. Onları yazma zamanı. “Of be bu fedakarlığa degdi” dediğin şeyleri. Ki şükürler olsun öyle çok şey var ki.

Dilerim yapabilirim.

Son birkaç senedir içinde olduğum artık obsesyona dönüşmüş, bana çok ama çok yabancı olan (ki bunlar çocukların bile olsa) “başkaları için yaşamak duygusundan “e hadi bana müsade, bu deneyim lazımdı, yaşandı, herşey olması gerektiği gibi, şükürler olsun da yetti” diyerek sıyrılabilirim.

İnşallah yazmadan geçirdiğim sürede biriktirdiklerimin fazlalığı ile kırılan şeylerin parçalarını birleştirebilirim.

Belki hem kendime, hem birilerine iyi gelebilirim. Belki, birbirimize iyi gelebiliriz birlikte. Belki içinizden birileri bir şey söyler de benim arayıp bulamadığım şey olur o. Veya belki de ben bişey derim, size iyi gelir o.

Bakın yanlış anlaşılmasın şikayet etmiyorum, deneyimlerimin hepsi benim servetim. Ceplerim şükürler olsun ki bir sürü anı ile dolu. Yaşadığım her şeye, tanıdığım herkese, her olaya, her karşılaşmaya, her deneyime minnetle şükrediyorum. Çünkü her şey nasıl da olması gerektiği, nasıl da kusursuz bir düzen içerisinde bunu gayet iyi biliyorum.

Ve yazmayarak kendime eziyet ettigim son 6 senenin acısını felaket şekilde çıkarmaya hazırlanıyorum.

Nisan 09, 2019 – Agustos 09, 2019 – Mayıs 5, 2020

 791 Kez Okundu

What's Your Reaction?
DAHA ÇOK YAZ
11
NEEE?
1
OFF
6
VAY BE!
7
View Comment (1)
  • Bir solukta okudum ❤️ Yasadiklarimiz ayni olmasa da Amerika’ya geldigimizden beri verdigimiz kok salma mucadelesinde cok yiprandim, zaman zaman kapandim ve sifayi, kendimi bildim bileli yaptigim ama son zamanlarda cok duzenli yapmayi beceremesem de, yazmakta buldum. Belki bir gun benim de bir yazim olur burda, kim bilir 😊